Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

SEN ve BEN


İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Seni tüm zaaflarınla, hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan,
“Benim” den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp, Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Tıpkı SEN gibi.! Biraz da BEN gibi.!

İçimde bir gelincik kaynıyor

Hayatın orta yerindeyim, günün en karanlık vaktinde… Adım adım turluyorum geceyi rüyaların öldüğü saatte. Uzakta bir yıldız gülümsüyor halime. Korkuyorum dönecek yolumdan ya; vefalı bir dost gibi geziniyor peşimde.

Ne yapsam önü sonu sana dolanıyor çıplağı ayağımın. Bir alaca havale oluyor evren üstüme. Yine karma karışık bir yaşamak görücüye çıkıyor İstiklal’de.

Ha diyorum, ha!.. Beslemeliyim ruhumu biraz şarkı, bir parça şiirle. Haşim olmalı oğlum; onun gibi aşka gelmeli her akşam gündönümünde. Sevdaya coşmuş dizeler savurmalı gecesine kavuşan düşsüzlere. Ya da Nazımca isyan etmeli de; su, yosun, balık olmalı… Hatta belki kızılla mavi olmalı gruba âşık denize.

İçimden uzağa düşüyor yine yaşamak. Bir parça Beyoğlu çikolatasıyla dilleniyor çocukluğum, uçurtmalar uçuruyor göğe; tam da balonların olduğu yere. Hani az daha küçülebilsem ah; sığınıverirdim anamın rahmine.

Bir türkü tutturuyorum inceden; duyar mısın bilmem. Duyma da zaten. Ben öyle orta yere söylüyorum. Kendime mesela; ya da şu hüzünle saz çalan köre… Namelerimiz dökülüyor taşlara ya hani, düşüyor damla damla önümüze ve karışıyor birbirine. Ama öylesi hızlı akıyor ki yaşamak… Ezip geçiyorlar her birini haince.

Bir zaman, şu kaldırımda oturmuş sevdiği saça dokunan el kadar, parmaklara dolanan tel kadar masumdu aşk. Tükettiğimiz her şey kadar günahsız… İrin akıtan nefeslere düşmeden evvel saf ve katıksız… Nasıl gizli saklı ve tenha… Ve bir zaman sen kadar masumdu aşk.

Sayıp sövüyor asi dilim sevdiğini tutamayan ellere. Biliyor musun?.. Sana şiirler yazmaktı niyetim. Şiire yazmak seni belki de. Avucumdan yere düşüyor kalem acıyarak. Bir kuytuya siniyor dizeler hasrete tutunarak. Ve susuyorum artık, karanlık geceden de çok bağırarak.

Cadde kızları geziniyor sokakta, etekleri zilden. Hani az daha işve bilse âşık olunacak türden. Kara gözlerini dikiyor üstüme bir tanesi, kırmızı bir gül çıkarıp uzatıyor sepetinden. İçimi yakıyor gülüşleri “Abi sevdiğin için alsana bi’ tane.” derken.

Bir görsen, ne çok aşk yağıyor tepemize. Gelinciklerin saçları ıslanıyor bu hengâmede… Değil mi ki; ne işi var o ipek kanatlıların caddenin orta yerinde? Ama bir görsen ah, bir bilsen; nasıl boyamışlar her bir taşı o eşsiz kızıl renge.

Taş toprağa dolanıyor, toprak çiçeğe sarılıyor ansız. Hani denizle güneş olsa; yakamoz doğuracak sevda. Çile çile bebekler ağlaşacak neşeli beşiklerde sonra. Balıklar oynaşacak çıkmamış, kıvırcık saçların arasında. Geleceği dişleyecek emek emek hep amansız. Ve ilerleyecek erken gülüşleri parmaklarımın ucunda.

Bir katran kuyusundan yeni çıkıyor bulutlar şimdi; göğün bağrını sancılı bir sağanak temizliyor. Hayatsa ılık ılık, yudum yudum içime kanıyor.

Görmüyor musun? Kalleş bir darağacında sallanıyor şafak. Bir daha gelmeyecek sabahlar ey hain bak! Karanlığa hüküm giyiyor güneş. İlmekler kusuyor gece yüzüme. Şu saniye gözlerimdeki son ışık da sönüyor acıyla kıvranarak.

Oysa umuttu senin adın be! Bembeyaz kanatlı bir sevdaydı ellerin, düşüvermişti karanlık ömrüme. Ve usulca, güzel gözlü, akça bir güvercin bırakıvermişti yüreğime. Sen gittiysen de; ben uçurmalara kıyamadım, sakladım onu göğsümün altın kafesinde.

Heyhat, var mıdır acep bu külliyen yalan neşriyatta ölümüne inanmak; hatta sevmek ölümüne?..

Biliyor musun ne? Aslında acıtan, kanatan, yüreğimi çizen keskin hançerin de değil. Öyle değilse bile… Ne bileyim ne! Söz dedi evet… Dil söyledi yine kemiğini bırakıp yere… Can yanığı azalır mı ey zalim; yalanları boyasan da pembeye?

Ah ne kadar usta kendini kandırmada gönül… Beyhude çırpınışlarının son kuruşunu da bir pamuk şekere harcamada gönül…

Senin için ağlıyor şimdi bu taş bu demir. Diyor ki; gittin de iyi mi ettin? Neydi zorların? Söyle ne için doğmamış çocukları feda ettin?

Senin yüreğin başka sevdalara açarken şimdi; kalbimin bir yanı öyle sızlıyor ki sevgili… Bir bilsen!.. Sen küçücük ellerini yaban sevişlere teslim ederken… Kavruk bir Temmuz gecesi, çorak topraklarda bizim çiçeklerimizi hasret sularken… Ve itirafsız vakitlerde, bana ait kaçamak bakışlarla apar topar saklanırken sen… Ya ben seni hala böyle deli severken…

Söyle gelinciğim, senin de içinde bir yerler acımıyor mu sahi?

ASILI KALDIM

asılı kaldım ben

yaşamın yokluklarında ,

aldırmadan sessiz çığlıklara ,

Koşuyorum sevdana tüm çıplaklığımla ,

sebepsiz koşulsuz uykulara dalıyorum ,

umarsızca yaşamdaki karşıtlara inat ,

kucaklıyorum her gün dünyanın güneşi kucakladığı gibi sevgini ,

yatıyorum sen , kalkıyorum sen ,

bir filiz gibisin her gün yeniden yeşeren,

varlığın bazen hayal oluveriyor gökyüzünde ,

uçuyorum seninle bende başka alemlere ,

İniyor varlığınla varlığım bazen de yeryüzüne ,

ayaklarım deyiyor bedeninle bedenime ,

kah serde kahi serveri bülbülde ,

bir nağme ile şakıyor sözlerin zihnimde,

elimi uzatıyorum seni sarmak için ,

yok oluveriyor bütün bedenin ellerimin arasında ,

hayalde mi, düşte mi, sevgilim nerede ,

bilemiyorum ki sevdiğim asılı kaldım ben sende ,

asılı kaldım şu misafirhane alemde.

Sevgiliye Mektuplar


Bir güne daha uyandım hep şükrettiğim fani yaşamımda sensiz ve sessiz ama yüreğimi kaplayan sıcacık sevginle. Günler ardı ardına birbirini hızla kovalarken seçemediğime inandığım tercihlerimle başbaşa.
Kendimle mücadele vererek neresinden almalı yaşamı endişesiyle.
Bazen gerçeklere sarılarak bazende onları soğuk ve yavaşça kendimden uzak tutmaya çalışarak.
Ben nereden nasıl kaçmaya çalışırsam çalışıyım gerçek olan beni çevreleyen insanlar ve onların ortama bıraktıkları ile yaşama katlanarak devam ediyor bu hayat.
Kendi elleri ile yaşamı katlanmakta zorlaştırdıklarına aldırış etmeksizin doğaya sürekli bir şeyler bırakıveriyorlar.
Sonra nedenleri niçinleri konuşmaya çalıştığında ardı ardına inkarlar, amalar, yaniler sıralanıyor.
Bir yanda sözüm ona sığındıkları sosyal düşünce kalıpları, tercihleri ve inaçları diğer yanda toplumun değer yargıları.
Hiçbirisine uymayan davranışlarını bunlarla savunduklarını gördüğünde hayretler içinde neden kendine bu kadar kötü davranıyorlar diye sormaktan kendini alamıyor insan.? Neden?
İnsan bile bile kendini kendi elleri ile ördüğü yalanlardan ve çarpıttıklarında oluşan bir dünyaya nasıl mahkum eder?
Bu dünyanın kendilerine mutluluk ve huzur vereceğini nasıl bir inançla bekler?
İşte sevgilim bir yanda bu sanal gerçeklik bir yanda sensizlik. Sensizlik boyut değiştirdi yaşamı sürdüren benliğimde.
Gelgitler yaşıyor adeta kendisiyle girdiği mücadeleyle.
Sensizlik seni hissedememek mi? sensizlik sana sarılamamak mı?
Seni hissetmek benden sana bir düşünce gücümü? senden de bana gelenleri bütünlediğim bir asli varlık mı?
Yaşamın gerçek yüzünde baktığım ve gördüğüm bu çaresizlik halimi? beni sensiz düşüren ?
Baharın içime kattığı heyecanlar gibi senin manevi varlığına sarılarak uyandığım her sabah aslında diğerinden başka bir güzellik ifade ediyor benim için.
Seni görmeden, hatta bazen duymadan bile seninle olabilmek alışkanlığım haline geldi artık.
Bu biliyorsun ki hayatımda senin olmadığın anlamına gelmiyor.
Sen seni yaşarken ben benimle birlikte iki kişilik birlikteliğimizi yaşıyorum.
Kimi zaman sitem ettiğim bu yaşama şükrettiğimde bu kadar çok şey istmemeliyim yaşamdan diyorum sanki.
Yaşam bana ne vermek istiyorsa ben onu mu alıyorum,yoksa ben ne almak istiyorsam o benim kaderim mi oluyor?
Sorular, kendiliğinden verileveren cevaplar yaşamı nasıl da anlatıveriyor insana.
Tek kişilik yaşam nasılda kendi kendi seslendirdiğimiz konumlandırdığımız varlıklara kavuşuveriyor.?
İşte birtanem ben bir sabaha bu duygularla uyandım yine sensiz ama seninle…
Bildiğim bir gerçek varsa oda sana olan duygularım.
Onlar beni hiç bir zaman yanıltmadılar diğer varlıklarım gibi…
Seni seviyorum…
Seni sevmeyi seviyorum…
Seni sevmek en çok hoşuma giden yanım galiba…

ÜŞÜMEK YAĞMURLARA

yagmuramstel

Yağmurlar yağıyor bir sonbahar sabahında yüreğime.
Islatıyor ve üşüyor yüreğim sevginin uzaklığında.
Vücudum seni andıkça hep titreyen o görünüşte heybetli görüntüsüne aldırmadan.
Seni düşündükçe hızla çarpan kalbime artık senden uzakta ev sahipliği yapmayı reddediyor adeta.
Berrak havalarda parlak gökyüzüne ve güneşe aldırmadan nefes alamadığımı hissediyorum adeta.
Dışarıda varlıklar yerli yerinde baktığında yaşam mükemmel gidiyor sanki.
Bir de gel gör ki iç dünyayı karanlık mahzenlerde yıllardır yalnız ve soğuk ta kalmış bedenler gibi üşüyor, titriyor mutsuz ve huzursuz.
Yaşam bu iki varlığın bileşkesi ise eğer bir bedende bu kadar dengesizlik yaratılan beden nasıl tepkiler verir bilemiyorum.
Karanlık ve soğuk mahzenlerde ben sensiz sevginle ısınıp yetinmeye çalışırken kimbilir sen hangi bölünmez rüyaların eşiğindesin.
Seni kıskanmıyorum, seni kıskanamıyorum çünki seni seviyorum.
Sevgi teslimiyet değildir elbet eğer karşıki yüzde kendini göremez ise.
Sevgi teslimiyettir elbet karşısında kendine sevgiyle bakan gözlerde, titreyerek dokunan dudaklarda kendini gördüğü zaman.
Tüm yaşanılası bu anlar için zor olan ikinin yan yana gelmesi ise eğer sormak lazım insanlara bu kadar kalabalık
ve bu kadar varlığına sarılmış insanlar ne işe yararlar.

AŞKIN HİKAYESİ

askin

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş.

Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş. Aşk, “Zenginlik, beni de yanına alır mısın?” diye sormuş. Zenginlik, “Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok.” demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardım istemiş. “Kibir, lütfen bana yardım et!”, Kibir “Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.” diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: “Üzüntü, seninle geleyim.” Üzüntü “Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.”

Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk’ın çağrısını duymamış.

Aşk, birden bir ses duymuş. “Gel Aşk! Seni yanıma alacağım…” Bu Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk’a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi’ye sormuş: “Bana yardım eden kimdi?” Bilgi “O, Zaman’dı” diye cevap vermiş. “Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Aşk.

Bilgi gülümsemiş: “Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…”

Birtanem

avatar-731

Günler hızla geçiyor kısa ömür çizgisinde.
Ya sen geç kalmışsın dünyaya gelmeye ya da ben erken gelmişim dünyaya diyeli yedi yıl oldu. Bakıyım dedim yıllara şöyle bir bir…
İlk günün heyecanından son güne kadar sardılar etrafımı salmadılar beni.
Tek tek yaşadım günlerimi yeniden, keyifle ve heyecanla.
Her köşesinde sen kokan çiçeklerin ortasında buldum kendimi.
Kimi zamanlarda geçirdiğim yalnızlıklarıma inat elinden tuttum senin.
Gözlerine bakarak seni sevdiğimi söylemenin, konuşabilmenin en güzel yanı olduğunu hissettim yeniden.
Sarmaşık güllerine tutunup gezdiğimiz o güzel anları hatırladım.
Boş kalan çerçeveyi koydum önüme. Baktım içindeki resimlere, ben baktıkça doldu çerçevem, sonra başımı çevirince yok oluverdiler yeniden.
Akşam olunca zilini çaldım. Senin olmaya geldim. Dinledim o mırıldanan sesini çok şeyler anlatan gözlerinle ve nefesinle seslenişini.
Kıvrıldım dizlerine. Bir vücut oldum ellerinle sıkı sıkı kavuşarak seninle. Karıştıkça nefesim nefesine yoklukla malul oldum aniden. Sanki mum ışığında eridim zerafetinle.
O geceler bir bir geçtiler önümden, çevremizdeki anlamsız bakışlara hiç aldırış etmeden.
Kendime sordum defalarca yanlış olan nedir. Çok aradım yaratandan sordum yakardım nerede bizim yanlışımız ? Bulamadım yanlışımı. Yaşamı yaşanacaklardan alakoyacak olanı.!
Mutluluk nedir diye sordum ? Dağlardaki ceylanlar dedi ki; bulduğun ceylanı yanına alıp dünyayı gezmek dediler. En güzel ses kimdedir diye sordum ? bülbül dedi ki; sevdiğinin sesidir.
Kime sordumsa seni tarif etti elleriyle, gözleriyle ve sesiyle.
İşte aradan geçen zamanın özünde seninle olduğum günleri sevgiyle ve seninle doldurdum ben yaşamımda.
Bugünde o günlerden birisiydi, sensiz ama seninle… 
Ben bahtiyarım sen kalbimde olduğun sürece…

An Olur

7-2

An olur, deli sevdamın suskunluğunu yüklenirim bir başıma.
An olur, buluşur yüreklerimiz en masum sevda yollarında.
Umut ki, bitivermiş daha yolun en başında…
Ne yolumdasın ne yolsun sen bana…
Bilmezdim ışıksız yollarda umuda kavuşmanın yorgunluğunu,
Bilmezdim, umudun bir rengininde siyah olduğunu.

Gece olur, en parlak yıldıza takılır dalar gözlerim…
Gece olur, aniden kayar gider yokluğuna yıldızım.
Gölgen ki, düşüvermiş kalbime..
Ne yakınsın ne uzaksın sen bana.
Bilmezdim hayalinin aynalarda da konuştuğunu…
Bilmezdim, gözlerinin gökyüzünde de durduğunu.

Gün olur, buz dağından kopan bir buz parçası kadar soğuk,
Gün olur, ısıtır evrenimi güneşimin içime çizdiği ufuk…
Sevgin ki, yakıvermiş ateşiyle,
Ne sıcaksın ne soğuksun sen bana..
Bilmezdim sevginin de ateşten bir gül olduğunu..
Bilmezdim, gökkuşağınında çiçek gibi solduğunu.

Mevsim olur, damarlarımda dolaşan kan cehennem sıcağında kavrulur.
Mevsim olur, yüreğimde kopan fırtınalar kızgın çöllere savrulur.
Şefkatin ki, sarıvermiş ruhumu…
Ne ellerindeyim ne ellerimdesin sen bana
Bilmezdim yağmurun suyuda hasretiyle kuruttuğunu,
Bilmezdim, çölde gezinen yaralı bir ceylanı yüreğinden vurduğunu…

Neşe olur kahkahalarla ağladığıma güler geçerim…
Neşe olur, mutluluğu martıların sesinden dinlerim.
Gülümseyiş ki, dönüvermiş hıçkırığa içimde…
Ne yalansın ne doğrusun sen bana…
Bilmezdim bir gülümseyişin kadehlerde gözyaşı sunduğunu.
Bilmezdim, dudaklar gülümserken yüreğe kan dolduğunu.

Son olur, ayrılık heceleri bir bir kıyıya vurur…
Son olur, sözler biter şiirler nağme nağme konuşur.
Adın ki şiir oluvermiş dudaklarımda,
Ne aşkımsın ne canımsın sen bana.
Bilmezdim her aldığım nefeste ölümü soluduğumu,
Bilmezdim, canımsın dediğim minik kuşumun kafesinden kanatsız uçtuğunu…

SEN

a80

Sen bazen ağlayan yanımsın

Kimi gecelerde soğuk ve karanlığa bürünmüş

Kimi baharlarda açan çiçeğimsin

Mis kokulu çiçeklerin olduğu yerde

Bülbül sedası ile dünyaya neşe katmaya gelmiş

Kimi yazlarda sapsarı güneşin ısıttığı kumlara ayak basamazken

Dudakların susuzluktan çatladığı anlara serinlik veren

Kimi gecelerde çaresizlik içinde kıvranan bedenlere

Kimi güzel günlerde yanlızlığa inat koluma giriveren

Girdiğim girdaplarda halatım oldun bazen

Fırtınalarımda sığınacağım limanım

Kimi anlarım sana hüzün verdi belki

Kiminde ise şen kahkahalarla buldun beni

Yaşanmış ve yaşanacak ne varsa BİRTANEM

Sen hep vardın benimle çağırmadan gelen

İşte o beni yanlız bırakmayan gerçek güzellik

Benim için Sendin, SEN…

SEN ve Ben

penceremi aydınlatan ışık

Biliyormusun sevgilim ? seni sen olduğun için değil seninle birlikte olduğum da ben olduğum için seviyorum.

Seninle birlikte olduğumda ben kendimi buluyorum kaybolan yıllarımda. Kim olduğumu ? Nasıl yaşadığımı ve yaşamı nasıl bilinçsizce bir nefeste tüketmeye çalıştığımı anlıyorum ve irkiliyorum birden. O çok uzun gelen yılların içinde kocaman bir “hiç” in elimde kaldığını anlıyorum sensizlik anlarımı düşünerek. Boşluğun ne demek olduğunu içinde sarmal bir girdap gibi onunla dönerken anlıyorum. Hayatın renkleri olduğunu seninle yaşadığım duyguların içinde buluyorum. Annemi hatırlamayı, babama sevgi göstermeyi senin çağrılarında taçlandırıyorum bana yaşam veren vücutlara sahip olmanın manasını.

Nasıl bir varlıktır ki bu beni her eksiğimde bulup tamamlıyor?, nasıl bir varlıktır ki bu karanlıkta göremediğim şeyleri bir bir aydınlatıyor?, nasıl bir varlıktır ki bu kilometrelerce uzakta dahi olsa hep nefesimle yaşıyor? diye düşündüğümde senin eşsiz varlığına kazandırdığım anlam çıkıyor karşıma. Yaşamı cennet bahçesine çeviren, yaşamın karmaşasında bülbül sesini yaşamın içinde hissettiren, dokunduğum nesnelerdeki katılığa aldırış etmeksizin kalbimi yumuşatan, aldığım nefesi iliklerime kadar ulaştıran hep aynı şey, o senin sevgin…

Yaşama açılan pencerem oldun bu biçare gönülde. Yaşamı görmek için senin penceren, temizliğin, güzelliğin o kadar şeyler yansıttı ki bu yüreğe , camından süzülürken kırılıp yansıyanlar adeta bana zarar vermekten imtina ederek girdi yaşamıma. Bazen ben bile düşünemedim beni bu incelikte. Farkında olman o kadar büyük bir incelikte ki bana sahip olamadıklarımı anlatıverdi, hiç çaresiz kalmadan. Bu pencere olmadan yaşam düşünemedim hiç bir anımda artık seni tanıdıktan sonra.

Kimi yılgın gecelerde soğuğa ve karanlığa direndim seni yorgan gibi üzerime çekerek, kimi baharlarda kırlarda koştum kuşlar gibi özgürce seni nefesime doldurarak. Güneşin kavurucu sıcaklığına şükrettim senin varlığınla serinleyerek kimi zaman. Hüzünlendim yaşadıklarıma penceremi kapattım yaşama, içimde kimse anlamadan bazı zamanlarda ve seninle açtım yine penceremi sevginin uzattığı halata tırmanarak. Yanımda buldum gururlandığım zamanlarda seni hemen yanıbaşımda.

İşte sevgilim, kısaca ben kendimi buluyorum sen olduğunda. Anlıyorum yaşamı ve kendimi. Soruyorum kendime ben seni niye seviyorum? Yine kendime cevap veriyorum duraksamaksızın. Çünkü ben seninle olduğumda “BEN” oluyorum birtanem. Sensiz bir “BEN” yok artık bu yaşamda…

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.